Ready.


Bu sayfa son halini almış değil. 2002'de yazıp, hard disk'te beklettiğim yazıların bir kısmını internete taşıdım. Tashih, tertip, ve daha neşredilmemiş kısmıyla bütünleşmesi daha sonraya. İsterseniz, bu sayfanın bu sayfanın Amerikan/İngilizce nüshasını da okuyabilisiniz. Aynı kısımlar değiller.




zElQarneyn's . . . Vekalete, Temsile Dair

  1. Şahısların vekalet vermesi.

    Her şahıs ve bölge (şehir, ilçe, köy, vs.) kendilerine İlk-Seviye Vekil[ler]ini seçer. İster genel, ister alaka-sahasına göre. Bir genel, çeşitli sahalarda ise, istisnai vekiller.

    Vekaleti Veren Şahıs: Bu konuya bağlı. Bazı konularda tek tek şahıslar değil, hak sahibi olan grublar olabilir. Mesela ortak kullanılan meralar, akarsular hakkında. Bunlar mecburen şahsi özgürlükten, parmak hesabı demokrasiye bir parça yönelmeyi gerektiren durumlar. Ama o noktadan sonra, yani hak-sahibi grub belli olduktan sonra, o grub tek şahıs olarak kararlarını verebilir. ((Burası için özel bir şey düşünmedim, şimdilik, hatırladığım kadarıyla.))

    Yani, şahıs genel olarak, hak sahibi en küçük, atomik grub demek. Moleküler değil, atomik. Onun içinde de başka parçacıklar olsa da, onlar birarada durmak zorunda. Çünkü birden çok insan varsa bile, haklar müşterek. Bu çok kısıtlı durumlarda geçerli olabilir ama. Ortak araziler gibi. Çevre temizliği gibi. Yani, esas olan şahısların tek birer insan olması, çok az bazı konuda daha fazla insan olabilir.

    Hiç Vekalet Olmaması: Her şahıs, isterse, her konuda direkt olarak karar verebilir. Ama bu hem çok zamanını alır, hem de zaten her konuda bilgi sahiblerini toparlayıp, fikir alınamayabilir.

    Tabii, bir arkadaş grubu, kendi aralarında işbölümü yapıp, birbirlerine filanca konularda fikir de verebilirler. Biri sağlık, biri öğrenim konularında uzmanlaşabili, vs. Ama genel olarak, zor bir şey.

    [Ağırlıklı] İlk-Seviye Vekalet: Her şahıs, isterse kendisini temsil için bir ya da daha fazla ilk-seviye vekil seçebilir. Her bir ilk-seviye vekile, farklı konularda vekalet verildiği sürece mesele yok. Yani, iki vekile birden aynı alaka-sahasında vekalet olmuyor. Aslında, yüzdelik bölmek de mümkün. Yani, birisine yüzde-otuz temsil ğıırlığı verebilir, diğerine yüzde-yetmiş de verebilirsin. Ama, bu açıkça belirtilmeli. Her birinin vereceği kararların toplam kaç şahsı temsil ettiği bariz olmalı.

    Yani, mesela Zx adında birini genelde vekil olarak seçersen, senin adına sağlık, öğrenim, bölgesel ticari anlaşmalar gibi konularda vekil o oluyor. Ama mesela sağlık konusunda, daha alakalı, daha aktif olduğu için mesela, saha-istisnası olarak Yx'i tercih edebilirsin.

    Vekalet vermiş olsan da, şahsen kesin fikrin olduğu bazı durumlarda, eğer senin vekalet verdiğin/verdiklerin istediğin gibi davranmayacak(lar)sa, direkt fikrini bildirebilir, o meselede (istisnai) direkt-tercihte bulunabilirsin.

    Bu vekalet-istisnası imkanının sağlanması için, bir meselede son karar zamanından, bir süre önce, (artık ne kadar zaman varsa: bir gün, bir hafta, bir ay...), mesele hakkında teferruat Internet ya da benzeri bir ortamdan ortaya konmalı. Ve her vekil de kendi tercihini, bunlardan hangisini tercih edeceğini de bildirmeli ki, gerekiyorsa, istisnalar bildirilsin.

    Vekillerin Vekalet Vermesi: İlk-seviye vekilleri de bir arada, daha büyük grublar oluşturup, yine aynı şekilde, isterlerse, birilerine vekalet verebilir.

    İlk şahıslar, yani ilk-seviye vekalet veren atomik-hak-sahibleri, bu tür vekalet vermeleri bilmek mecburiyetinde değiller. (Şahsen sevmedikleri birine dolaylı olarak vekalet vermiş olmak gibi çok şahsi itirazlar hariç. Bunu önemli bulan, vekalet zincirlerini de takib edebilir, tabii.)

    İlk şahıslar, her zaman için kendi şahsi-karar haklarına (yani vekalet-istisnasına) her zaman için sahibler. Bu durumda, vekilin verdiği vekalet de, otomatikman, istisnaya tabi olmuş oluyor, tabii, o mesele hakkında.

    Eğer zincirleme, yani seviye seviye vekalet verme söz konusuysa, esas olan hep atomik-hak-sahibine en yakın olan vekilin istisnasının geçerli olacağıdır. Mantık aynı mantık, yani.

    Böyle böyle, bütün bir dünya, her alakalı konuda, alakalı herkesin fikrinin hesaba katıldığı bir şekilde, kararları alıyor olur.

    Ki şunu da hatırlatayım. Burada bahsedilen yine de vekalet/temsil konusu. Yani, müşterek kararlar konusu. Benim sistemim, RWorld: Freedom (Islam), diğer alt-sistemleriyle de alınınca, mesela asayiş, askeri, finansal, vs., "müşterek karar"lara ihtiyaç, neredeyse yok denecek kadar azalıyor. Bütün bu alt-sistemler şahsi-tercihleri esas alıyor. Merkezden alınmış karar diye bir şey yok. Yani, liberal-ötesi, ya da daha da gerçekçisi, diyebilirsin.

    Şu yukarıda, örnek olarak verdiğim sağlık ve ğrenim konuları da öyle aslında. Ama şimdiki dünyadan çok bilinen merkezi-karar örnekleri oldukları için, maksat misal olsun, diye verdim.

    Ki bu alt-sistemlerin hepsi de şahsi olarak hemen yapılmaya girişilebilecek şeyler; yani değişmek için dünyanın değişmesini beklemek gerekmiyor. Biz hayatımızı daha iyiye doğru değiştirip, etrafımız da buna yöneldikçe, dünya değişiyor olacak zaten.

    Bu Esnada...
    (Halihazırdaki Sisteme Uydurmak İçin)

    Her ilçe, kendi bildiği tanıdığı, değer verdiği, eşraftan birilerini listesine alan parti listesini seçiyor. Direkt hangi şahsa verdiğini düşünerek. Bu seçilenler, birilerinin çıkarlarına boyun eğip yanlış yaptığında, kaybedecek bir ismi olan kimseler olmalı. Yani, ömür boyu bir isim yapmış, şunun bunun baskısına boyun eğip çirkefe saparak, bunu kaybetmeyi göze al(a)mayacak kimseler olmalı.

    Seçildikten sonra da, halkla bağlarını koparmayıp, bilhassa önemli meselelerde şehirlerine/kasabalarına gidip kendi vereceği oy hakkında onlardan fikir almalı. Ya da, acil karar zamanlarında da, hızlı karar almaya yarayabilecek, o şehirde her zaman için duran bazı yardımcıları feedback sağlamalı. Fırsat buldukça gidip, feedback hattının ne kadar iyi işlediğini de check edebilir.

    Metropoller haricindeki yerlerde, böyle eşraftan kimselerin bulunması daha kolaydır, tahmin ediyorum. Her şehrin durumu nedir bilmiyorum.

    Metropollerde de zaman içinde daha da oturabilecek olmakla beraber, bugüne kadar işini iyi yapmış, hileye-hurdaya, sahtekarlığa sapmamış, güvenilir işadamları, medya mensubları, vs., ala gelebiliyor.

    Bilhassa metropoller için düşündüğüm şöyle bir dinamik de var: Herkes listedeki herkesi tanımayabilir. Lakin, diyelim 20 kişilik bir listeye giren bir kişi, kendisinin ismine güvenerek o listeye oy verecek kimselere mahcub olmamak için, beraber listeye girdiği diğer 19 kişinin de nasıl kişiler olduğuna önceden bakabilir, sorup araştırabilir.

    Böylece, listeden bir-iki kişiye güveniyorsan, kimse kimseye yüzde yüz kefil olamasa bile, en azından "nasıl biliniyor" diye liste-arkadaşlarını da araştırmalarına güvenerek, o listeye oyunu verebilirsin.

    Yani, kısacası, herkesin her listedeki herkesi araştırması gerekmiyor. Listeye girenler liste arkadaşları hakkında mümkün olduğu kadar bilgi toplayıp, değerlendiriyorlar. Seçmenler de tanıdıkları, itimat ettikleri kimse var mı diye her bir listeye bakıyorlar. Ne kadar çok tanıdığı, itimat ettiği, ve de başarılı bulduğu kimse varsa, o kadar daha fazla gönül rahatlığıyla reyini o listeye veriyor.

  2. Milletvekilleri ve listeye alan partileri arasında olan münasebet:

    Bu, aslında o partide grublanan şahıslar arasında, ve eğer belli bir lider varsa, liderle grubdaki diğer şahıslar arasında karşılıklı bir anlaşma.

    Yani, genel olarak pazarlığa tabi. Ve bunun en temeli, yani taşa yazıldığı yer ise her bir şahsın gerek sosyal, gerek siyasi hayatlarında, ömür boyu kazandıkları isimleri.

    Yani, esas olarak, ancak sosyal hayatta iyi isim yapmış şahıslar listeye alınmalı. Ve ondan sonra da sosyal ve de siyasi sahada bu iyi isimlerini sürdürenler, ve tabii milleti temsil etmenin extra gereklerini de yerine getirebilenler listede tutunabilmeli. (Bir dahaki seçimde yeniden listeye alınabilmeli, vb.)

    Ki bunları, milletin kendisi değerlendirir, genel olarak. Bu parti lider(ler)inin, grubdakilerin yapacağı araştırmalarla (anketlerle, vs.), her şehirdeki, kasabadaki eşrafı meydana çıkararak anlaşılabilir.

    Ondan sonra, partri içinde karar verenlerin de bir veto hakkı olabilir. Ama ne kadar minik olursa o kadar iyi. Bilhassa bütün millete açık bir parti için. Sadece, çok "gırgır"-kafalı diyelim, bir kasaba halkı, hiç olmayacak (mesela geçmişte kötü performansı bilinen, partinin başına da iş açabilecek) biri(leri)ni tercih ediyorsa, o şehirde/kasabada ikinci/üçüncü/vs., yani kesin-redde sebeb olacak bir tersliği olmayanlardan halk nezdinde en tercihliler, listeye alınmalı.

    Yani, milletin teveccühü esas olmalı. Partinin reddetmesi, çok arızi bazı durumlarda olabilecek olmalı.

    Ayrıca, fikir özgürlüğüne, milletin iradesinin tam ifadesine, hemen hiç bir grubun (başkalarına karşı kayda geçmiş, bilinen zorbalıkları olmamak şartıyla) temsil dışı kalmaması amacında olan partilerin karar-mercileri, seçimlerde şu anlattığım şekilde listeleri belirleyip, seçimlerden sonra da "demeç vermeye fazla hevesli" olanlarını (ne olur, ne olmaz diye) bir sonraki seçime kadar bağımsız milletvekili olmaya davet edebilirler. Bir sonraki seçimde, yine aynı karar verme süreci geçerli olacaktır: Halkın teveccühü artı milletvekilinin performans değerlendirmesine bağlı olarak bir veto hakkı.

    Seçim sırasında milletvekillerinin zaten fazla bir şey söylemeye gerek duymaması gerekir. Seçim döneminde yepyeni bir şeyler, "ben tamamen değiştim; gelin anlatayım" gibi bir şeyler olamamalı. Bu artık böyle yerleşmeli. Şahısları nasıl bilegeldiğimize bakarak seçmeliyiz. Ve asla sadece tepedeki bir-iki lidere bakarak değil. Verdiğimiz oy kimleri seçiyorsa, en önce en yakında olanlarla (bütün dönem boyunca) muhatab olabilmeli, temsil işini hakkıyla yapmasını beklemeliyiz.

    Dolayısıyla da, seçim zamanına has, o kısa dönemde partiyi bağlayacak "çok sıradışı", "hiç beklenmedik", "arıza" ifadeler pek beklenmemeli. Geri kalanı da cari kanunların, neyin ne kadarını kime yüklediğinin parmak hesabı, ve göz kararı meslesi olup çıkıyor.




Any Questions?: . . (Request Content . . . . . Correct Errors . . . . . Submit Case Study . . . . . Report Content Similarity.)

Tarih: 10 Ağustos, 2003 (12 C.ahir, 1424)
Sahife-künye: 0_1_1 (Sahife adresleri-ve-şekil yenilendi: 21 Haziran, 2004 (3 C.evvel, 1425))
Müellif: Ahmed Ferzen/Ferzan R Midyat-Zilan (nam-ı diğer, ARZ)
Telif hakkı (c) [2002,] 2003, 2004 Ferzan Midyat. Her hakkı mahfuzdur.